Sessiz Çocuklar: Uyum mu, Ketlenme mi?

Sessiz Çocuklar: Uyum mu, Ketlenme mi?

Bazı çocuklar vardır; hiç sorun çıkarmazlar. Öğretmenleri tarafından “örnek öğrenci” olarak tanımlanırlar, ebeveynleri ise çoğu zaman şanslı olduklarını düşünür. Ağlamazlar, talep etmezler, öfkelenmezler. Yetişkin dünyasında bu tablo genellikle “iyi uyum” olarak okunur. Oysa klinik pratikte biliyoruz ki sessizlik her zaman iyilik haline işaret etmez.

Bu yazıda, özellikle oyun terapisi perspektifinden bakarak ketlenmiş çocuk kavramını, bu ketlenmenin nasıl oluştuğunu ve ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkide neleri fark edebileceğini ele alacağım.


Sessizlik Ne Zaman Bir İşaret Olur?

Çocukların mizacı farklıdır; bazıları daha içe dönük, bazıları daha dışavurumcudur. Ancak burada sözünü ettiğimiz sessizlik, mizacın ötesinde bir şeydir. Ketlenmiş çocuk, duygularını yaşamakta ya da ifade etmekte zorlanan çocuktur. Bu zorlanma çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, ilişkisel bir öğrenmenin sonucudur.

Çocuk çok erken bir dönemde şunu öğrenmiş olabilir:

  • Ağladığımda gelen yok
  • Öfkelendiğimde ilişki zarar görüyor
  • Üzüldüğümde sakinleşmem bekleniyor

Bu deneyimler tekrarlandığında çocuk için en güvenli yol, duygularını bastırmak ve “sorunsuz” olmaktır.


Winnicott ve “Tutulma” Meselesi

Donald Winnicott, çocuğun sağlıklı gelişimi için çevrenin yeterince iyi olmasının önemini vurgular. Çocuğun duygularını taşıyabilecek, düzenleyebilecek ve ona geri verebilecek bir çevreye ihtiyacı vardır.

Çevre yeterince tutmadığında çocuk kendini tutmak zorunda kalır.

Bu, çocuğun erken bir yaşta kendi duygusal regülasyonunu tek başına üstlenmesi anlamına gelir. Dışarıdan bakıldığında bu çocuk “olgun” görünür; içeride ise yalnızdır.


Ketlenme Oyunda Nasıl Görünür?

Oyun, çocuğun iç dünyasının en sahici anlatım alanıdır. Ketlenmiş çocukların oyunlarında sıklıkla şu temalarla karşılaşırız:

  • Anne ya da bakım veren figürünün kaybolması ya da ölmesi
  • Evlerin yıkılması, kapıların kilitlenmesi
  • Oyunun kısa sürmesi ya da hızla sonlanması

Bu oyunlar çoğu zaman duygusal bir yalnızlığın ve tutulmamışlık hissinin izlerini taşır.


Terapi Odasında Neden “Bozulur”?

Terapide çocuğun daha dağınık, daha öfkeli ya da daha talepkâr hale gelmesi çoğu zaman kaygı yaratır. Oysa bu tablo çoğu zaman bir kötüleşme değil, tam tersine bir iyileşme göstergesidir.

Çocuk ilk kez şunu deneyimler:

Duygularım burada kalabiliyor”, “Dağılırsam ilişki kopmuyor”, “Öfkelenince terk edilmiyorum”

Yani ilk kez gerçekten tutulan bir alanda dağılmaya cesaret eder.


Ebeveynler Ne Yapabilir?

Ketlenmiş çocuklarla ilişkide ebeveynlerin niyeti çoğu zaman çok iyidir. Çocuğun üzülmesini istemezler, zor duygularla baş etmesini kolaylaştırmaya çalışırlar. Ancak bazen iyi niyetle yapılan bazı müdahaleler, çocuğun duygularını daha da içe çekmesine neden olabilir.

Ebeveynlere birkaç temel hatırlatma:

Hemen düzeltmeye çalışmayın. Çocuk üzgünken çözüm sunmak yerine önce duyguyu duyduğunuzu hissettirin.

Sessizliği iyi hal sanmayın. Duygu ifade etmeyen çocuk da desteğe ihtiyaç duyabilir.

Öfkeyi kişisel algılamayın. Öfke çoğu zaman ilişkinin düşmanı değil, mesaj taşıyıcısıdır.

“Geçer” demek yerine “buradayım” deyin. Bu, çocuğun duygularını size emanet edebilmesi için kritik bir fark yaratır.


Kusursuz Ebeveynlik Değil, Tutulan İlişki

Çocukların ihtiyacı kusursuz ebeveynler değildir. Duyguları doğru yöneten, her zaman sakin kalan yetişkinler de değildir. Çocukların ihtiyacı, duygularına yer açan bir ilişkidir.

Bir çocuk ancak:

  • Duygularıyla geldiğinde reddedilmediğinde
  • Dağıldığında yalnız bırakılmadığında
  • İlişkide kalınacağını deneyimlediğinde

kendini tutmayı bırakabilir.

Sessiz çocuk her zaman uyumlu çocuk değildir. Bazen sadece çok erken büyümüş, çok erken yalnız kalmış bir çocuktur.

Oyun terapisinde biz, çocuğun davranışını değil ilişkisini duymaya çalışırız. Çünkü sessizliğin de bir dili vardır. Ve bazen bu dili ilk kez oyun konuşur.

Klinik Psikolog & Oyun Terapisti Aslı Çokçalışkan

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir